Fegiye Teyran

2011-07-01 15:50:00

Kürt Yazarlar

 

Feqiyê Teyran, Hayatı efsanelerden örülmüş bir şair

Feqiyê Teyran, tabiatın anlatıcısıdır da Bu yüzdendir ki ona kuşların sultanı, padişahı, kralı denmez de öğrencisi denir Kuşlarla konuştuğu söylenir Onların dilinden onlara seslenmiş, onlara şiirler yazmış, onlarla kendini bir tutmuştur

Feqiyê Teyran'ın 1560, 1561 veya 1563 yılında doğduğu söylenir Mükslüdür Yani bugünkü Türkçe adıyla Bahçesaraylıdır (Feqî yaşarken Kürtlerin yaşadığı şehirlerin ismi daha değiştirilmemişti) Büyük bir aileden yani mirlikten gelmesine rağmen her şeyi gerisinde bırakıp yollara düşer Mirliğe, beyliğe, ustalığa tamah etmez Birçok Kürt araştırmacısı gibi Yaşar Kemal de, Karıncanın Su İçtiği'nde onun efsanevi bir kuşu görebilmek, onunla konuşabilmek için varını yoğunu geride bırakıp yollara düştüğünü söyler Feqîyê Teyran aslında bu kuş vesilesiyle kendi izini sürmekte, kendini aramaktadır Coğrafyalar arasında yaptığı yolculuklar onun kendi benliğini keşfetmesine neden olmuştur Bu yüzdendir ki ona, 'gezgin öğrenci' anlamına gelen Feqiyê Gerok da denmiştir Feqiyê Teyran sadece bir şair değil aynı zamanda hatırı sayılır bir filozoftur da ve bu yönünü her bir şiirine usul usul yedirmiştir Asıl ismi Muhammed olmasına rağmen birçok mahlasla birlikte zaman içinde sadece feqiyê Teyran'ı kullanır olmuştur Bazı mahlaslarını şöyle sıralayabiliriz: Mim, Hê, Mîr Mehemed, Feqiyê Gerok, Feqiyê Hêşetî, Mîr Mih ve Mihemed

Büyük Kürt tasavvufçusu Melayê Cizîrî'yle aynı dönemde yaşamış, onun öğrencisi olmuş, birbirlerine şiirler okumuş, atışmalar yapılmış ve hatta o şiirleri bugüne de ulaşmıştır Medrese eğitimi almış, Hizan, Müks, Cizre gibi dönemin kültürel merkezlerinde bulunmuş ve orada da eğitimini devam ettirmiştir

Suyun ve aşkın şairidir Feqiyê Teyran "Ey avê av" diye suya yakarır Suya söz geçirmeye çalışır şiirlerinde Denir ki Fırat'ın hırçın bir kız gibi salınan sularına söz geçirmek, onu dindirmek için bu nehrin kıyısında oturup ona şiirler okumuş Bir âşığın maşuğuna yakarışıdır bu uzun, destansı "ey avê av" şiiri Ve yine denir ki maşuk yani Fırat nehri bu şiirlere aldanmış da dinmiş, seyrelmiş, suskun bir akarsuya dönüşmüş Suların kutsallaştırdığı, adına efsanelerden bir dünyanın oluşturulduğu yegâne şairlerdendir Feqiyê Teyran Suyu hayatın bir tezahürü olarak görür Suyun berraklığını, derinliğini hayatına ve dolayısıyla hayata uyarlamaya çalışır

Âşık olunan dilber nerede?

Feqiyê Teyran, tabiatın anlatıcısıdır da Bu yüzdendir ki ona kuşların sultanı, padişahı, kralı denmez de öğrencisi denir (Bilmeyenler için Kürtçede Feqiyê Teyran, kuşların öğrencisi anlamına gelir Meğer ki bilindi artık) Kuşlarla konuştuğu söylenir Onların dilinden onlara seslenmiş, onlara şiirler yazmış, onlarla kendini bir tutmuştur Yani bugünkü modern toplumun getirdiği felaketlerden biri olan doğaya hâkim olma güdüsü yok onda Onda doğayla bir olma, onunla yaşama, onun içinde erime meselesi biriciktir Aslında tabiatın öğrencisidir

Feqiyê Teyran bir yandan tam bir doğa filozofu iken bir yandan da aşkın hallerini iyi bilen, âşıka ve maşuka şiirler yazan, ayrılık duygusunu iyi bilen bir şairdir de Onun Ay Dîlberê ve Ay Dilê min Ay Dilo şiirleri bunun önemli birer göstergesidir Bu şiirlerde Feqî, her zaman bir âşıktır Ve maşuğunu aramaktadır Yaralıdır Yarin gül cemalini görürse iyileşeceğini düşünür Nedir aradığı, gerçekten âşık olduğu bir "dilber" var mıdır? Onunla ilgili anlatılan efsanelerde bir maşuğun olduğu söylenir Ama yoksa da o dünyevi ve uhrevi aşkı birleştirebilmiş, dilberin cemalinden, güzel olanı arayışın peşine düşmüştür
Sözlü kültürlerde yazılı olandan öte söz bakidir Evet orada da söz uçar, ama hayatın içinde kaybolmak için değil Aksine söz gönüllere girmek, ağızlarda dolaşmak ve her defasında yeni mânâlar eklenerek büyüyüp bugüne ulaşmak ister Bu yüzdendir ki Feqî'nin şiirleri de dilden dile dolaşmış, hayatı efsanelerin odağına yerleşmiş, her şiirine yeni efsaneler uydurulmuş olarak varlığını sürdürür Ama bir noktaya dikkat çekilmeli ki sözlü kültürlerin gerçeği ile yazılı kültürlerin gerçeği bambaşkadır Sözlü kültür için efsane gerçeğin bizatihi kendisidir

Dolayısıyla Feqiyê Teyran'ın şiirlerine dönüp bakarsak neredeyse her şiirinin bir efsanesi vardır Onun isminden başlar efsaneler Kuşların dilini çözmeye başladığında, onlarla konuşabildiğinde kuşların öğrencisi ya da çırağı olur Halkın, Fırat'ın hırçınlığından muzdarip olduğu zamanlarda onun Fırat'ın kıyısına oturup günlerce suya şiirler okuduğu zaman da "ey avê av" çıkar ortaya Âşık olduğu 'dilber'e kavuşmak için koşulları yerine getirmek ister Zira 'dilber'in babası ona kızını verebilmesi için iki koşul öne sürmüştür Bu koşullardan biri bir ırmağı sakinleştirmekken (Yine su ve yine suyun dizginlerini eline almak!) diğeri, kızın çeyizlerini avuç içine sığdırmaktır Her iki koşulu da yerine getiren Feqî, 'dilber'ine kavuşmaya gittiğinde onun öldüğünü görür Budur aşk şiirlerinin temel düsturu Aşık ne zaman ki maşuğuna kavuşmak ister, onun kaybolup gittiğini görür Dolayısıyla aşığa, sadece bir hayalin peşinden koşmak, o hayali diri tutmak için de şiirler yazmak kalır
Feqîyê Teyran'ın ne zaman öldüğü tam olarak bilinmese de bazı araştırmacılar onun son şiirini seksen yaşındayken yazdığını ve ondan sonra öldüğünü söyler Bazı araştırmacılar ise onun 1660 yılında öldüğünü yazarlar Feqî'nin bir çok şiiri halk arasında yayılmış, dengbêjler sayesinde coğrafyalar arasında gezinmiş, önemli birer efsaneye dönüşmüşlerdir Bu da halkın Feqiyê Teyran'a ne kadar önem verdiğinin temel göstergesidir

Diğer yandan sözü edilen şiirlerin üzerinden dört yüz elli yıl geçmesine rağmen dili son derece sade ve bugün bile rahatlıkla anlaşılabilecek düzeydedir Eserleri Türkiye'de birçok yayınevi tarafından basılmıştır Bunlardan bazıları Nûbihar, Kürt Enstitüsü ve Belkî yayınlarıdır Kürtlerin yaşadığı bütün coğrafyalarda onun üzerine araştırmalar yapılmış ve şiirleri derlenmiştir.

Ahlak Felsefesi
 
 
 
___________________________________________________
 Klasik Kürt edebiyatının en önemli ve en tanınan mutasavvıf-şairlerinden biri olan Feqîyê Teyran (1560-1640) gerek şiir dilinin sadeliği ve gerekse de işlediği tasavvufî konulara hâkimiyeti ile klasik Kürt edebiyatında ayırt edici bir yere sahiptir. Özellikle tasavvufî ve irfanî şiirler yazmış olan Feqîyê Teyran’ın eserleri, günümüze kadar hem sözlü hem de yazılı şekilde aktarılagelmiştir. Divan’ında daha çok Allah sevgisi, ilahî aşk, vahdet-i vücûd ve güzellik temalarını işleyen Feqîyê Teyran, şiirlerinde klasik edebiyatın dayandığı arka plana dair geniş bir konu yelpazesi sunar. Şairin geleneksel çerçeve içinde mazmunlarla örülmüş manzum metinlerinde sosyal hayata dair birçok temayla da karşılaşılır.

Yazmış olduğu şiirlere bakıldığında klasik şairlere has tasavvufî hassasiyetlere sahip olmasıyla beraber, şiirlerinde konuşma diline yakın sade bir dil kullanması, tasavvufî öğeler dışında halk kültüründeki folklorik unsurları da ustaca kullanması Feqîyê Teyran’ı klasik Kürt edebiyatında öne çıkaran önemli bir özelliğidir. Bu nedenle de Divan’ında ya da yazmış olduğu destanlarda, folklora ait çok fazla detay vardır. Bununla beraber şairin mahlasından da anlaşıldığı gibi, Feqîyê Teyran’ın kuşdilini bildiği ve kuşlarla konuşabildiği söylenir. Feriduddin Attar’ın meşhur eseri Mantıku’t-Tayr’da geçen “Sîmurg” hikâyesine benzer tarzda “Şêx Sen’an” hikâyesini manzum bir şekilde yazan Feqîyê Teyran’ın kuşlarla konuşamadığı düşünülse bile, tasavvufi gelenek içinde kullanılan kuş metaforundan/temsilinden çok iyi yararlanmış bir şairdir.

Kürt edebiyatı içinde farklı bir üslup ve söyleyiş tarzına sahip olan Feqîyê Teyran, özellikle konu seçimi ve seçtiği konuları ustaca işlemesiyle de öne çıkan bir şairdir. Melayê Cizîrî ve Feriduddin Attar’a yakın bir edebi söyleme sahip olduğu görülen şairin Divan’ı dışında, “Şeyh-i Sen’an”, “Zembilfiroş” ve “Bersîsê Abid” gibi manzum hikâyeleri de yazdığı görülür.

Klasik Kürt edebiyatı alanında uzun zamandır araştırmalar yapan ve iyi çalışmalara imza atmış olan M. Xalid Sadînî’nin Feqîyê Teyran ile ilgili çalışması, yukarıda şair ile ilgili söylenenlerin bilinmesine vesile olmuş değerli bir eser: Feqîyê Teyran -Jîyan, Berhem û Helbestên Wî-(Nûbihar Yayınları, 4.Baskı, Mayıs, 2010). Büyük emeklerin ve ustaca bir çalışmanın sonucunda hazırlanan eserde Feqîyê Teyran’ın şiirlerine ve destanlarına geçmeden önce şair ile ilgili uzun bir giriş bölümü hazırlanmış. Bu bölümde Feqîyê Teyran’ın şiirlerini dayandırdığı klasik Kürt edebiyat geleneği anlatılarak okuyucunun Feqîyê Teyran’ın şiirlerini okumadan önce bu şiirin dünyasını anlaması sağlanmış ve yine aynı şekilde şairin yaşadığı dönem, eserlerinin içerik ve şekli üzerine de akademik analizler yapılmış. Xalid Sadînî, çalışmasını daha çok yazılı kaynaklara dayandırmakla beraber -ki bunlar daha çok medrese ehlinin elinde bulunan elyazması kaynaklardır- Feqîyê Teyran ile ilgili sözlü kültürden de yararlanmış, halk arasında kendisi hakkında söylenen efsane ve menkıbeler de kitaba dâhil edilmiştir. Feqîyê Teyran’ın Divan’ı üzerine yapılan önceki tüm çalışmaların da gözden geçirilip o eserlerdeki eksiklerinin tamamlandığı Xalid Sadînî’nin eserinde akademik kaygı ön planda tutulmuştur. Zira yazarın Feqîyê Teyran’ ın Divan’ındaki şiirlerini diğer kaynaklarda geçen benzer varyantlarla mukayese etmesi ve bu varyantların/nüsha farklarının dipnotlarda verilmesi eseri edisyon-kritik tarzda hazırlanan akademik tezlere yaklaştırmıştır.

Feqîyê Teyran’ın ilahî aşk, hikmet, irfan, vahdet-i vücud, kadın ve tabiat güzelliği gibi temalarda şiirler yazması onu diğer klasik şairler gibi kılar. Fakat özellikle tarikat adabı ve “seyr-i sülûk”u sembolik bir dilde anlatması, bunun yanında sadece gazel ve kaside tarzına mahkûm olmayıp özellikle tarihî hikâye ve meselleri konu edinmesi onun en büyük özelliği. Çünkü diğer dillerdeki klasik edebiyatlarda da görüldüğü gibi Kürtçe’de de nazım, nesri arka plana itmiş, düzyazıdan ziyade şiir revaç görmüştür. Bunu çok iyi fark edebilmiş olan Feqîyê Teyran aruz dışına çıkmamış olsa da nazım şekli olarak klasik Kürt edebiyatında önemli değişiklikler yapmıştır. Belki Türk edebiyatındaki mukabili Yunus Emre ile mukayese edildiğinde daha rahat bir şekilde görüleceği gibi, Feqîyê Teyran konularını tasavvuf dairesi içinde seçmesine rağmen hemen hemen hiç mesnevi tarzında yazmamıştır. Birçok destanı ve uzun aşk hikâyesini yazmış olsa da hiç beyit kullanmamıştır. Daha çok dörtlüklerden oluşturduğu eserlerini günlük dile yakın bir dil ile yazması, şairi toplumun hemen her katmanı tarafından okunur kılmıştır.

Tasavvufî hikâye ve mazmunları folklorik tarzda yeniden yazan Feqîyê Teyran’ın “Şêxê Sen’an”, “Zembîlfiroş”, “Bersîsê Abid” ve “Hespê Reş” hikâyeleri aslında modern romanın işleyebileceği kıvamda tahkiyelerdir. Tasavvuf erkânına göre bir sofînin terbiyesi ve ruhunun hamlıktan kemale erişmesi süreci gibi konularda didaktik bir söylemi tercih ederek bu hikâyeleri yazan şair, Şark’ın ilim ve hikmet birikimini sade ve akıcı bir Kürtçe ile aktarmıştır.

Tüm bu önemli özellikleriyle Feqîyê Teyran şiirini hakkıyla çalışmasında sunan Xalid Sadînî, Kürt edebiyatının başyapıtlarından birini yeniden keşfetmemizi sağlamıştır. Bu değerli çalışma sadece Kürt edebiyatını anlamaya yardımcı olmayacak, aynı zamanda Kürtlerin geniş gönül dünyasını, kendi Rabbini incitmemek için kaleden atlayıp beşerî arzulara yenik düşmemeyi öğütleyen Zembîlfiroş’u da bize Kürtçe anlatacak.

 

Kürt Edebiyatı

 

 

2887
0
0
Yorum Yaz